www.aclikoyunlari.org



 
AnasayfaGaleriAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

  Sonsuz Mağara...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
masalsı
Super Moderator
Barış Muhafızı
Super ModeratorBarış Muhafızı
avatar

Cinsiyet Cinsiyet : Kadın
Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 1378
Favori Karakter :
  • Katniss
  • Peeta
  • Gale
  • Haymitch
  • Finnick
  • Johanna
  • Rue


MesajKonu: Sonsuz Mağara...    Salı Şub. 15, 2011 8:06 am

Sonsuz Mağara... Vietnam'daki devasa mağaranın içinde vahşi bir orman var. Öyle büyük ki içine bir gökdelen sığabilir. Bu arada sonu da görünmüyor...

"Köpeğin elini geç, dinozorlara dikkat et!" diyor karanlıkta bir ses. Kelimeleri yutarak konuşan Jonathan Sims'in aksanını tanıyorum, ama neden söz ettiğine dair hiçbir fikrim yok.
Kafa lambamla buluyorum onu. Karanlıkta, mağaranın duvarına yaslanmış oturuyor. "Sen devam et dostum," diye homurdanıyor Sims. "Bileğim oyunbozanlık ediyor, onu dinlendiriyorum." Birlikte, yeraltından gökgürültüsü gibi çağıldayan Rao Thuong Nehri'nin karşı tarafına bir halat yardımıyla geçmiş, uçları keskin 6 metrelik kireçtaşı kayaların arasından tırmanıp bir kumsala varmıştık. Şimdiyse tek başıma devam ediyor, kafa lambamın ışığıyla geçen yıldan kalan ayak izlerini takip ediyorum.

Sims 2009 baharında, orta Vietnam'ın ücra bir noktasında bulunan ve "dağ nehri mağarası" anlamına gelen Hang Son Doong'a giren ilk ekipte yer almıştı. Laos sınırı yakınlarındaki sarp Phong Nha-Ke Bang Ulusal Parkı'nın içinde gizlenen mağara, Annamit Dağları'ndaki çoğu henüz haritalandırılmamış 150 kadar mağaradan oluşan sistemin bir parçası. Ekip ilk araştırma gezisinde 60 metrelik çamurlu bir kalsit duvar yollarını kesene dek, Hang Son Doong mağarasının dört kilometresini keşfedebilmişti. Bu duvara Vietnam Seddi adını vermişlerdi. Duvarın üstünde bir açıklık ve belli belirsiz ışık olduğunu fark etseler de, arkasında ne olduğunu anlayamamışlardı. Bir yıl sonra geri döndüler. Deneyimli yedi İngiliz mağaracı, birkaç bilim insanı ve bir şerpa. Bu kez mümkünse duvarı tırmanmak, galeriyi ölçmek ve yapabilirlerse mağaranın ucuna kadar gitmek istiyorlardı.

İzlediğim patika, tavandan kopup mağaranın zeminine düşmüş olan, bina büyüklüğünde kaya bloklarından oluşan zorlu bir çöküntü yığınının arasında kayboluyor. Başımı yukarı kaldırıyorum, ama kafa lambamın minicik ışığı, yıldızsız bir gökyüzüne benzeyen devasa mağaranın karanlığında yok olup gidiyor. Bana bir 747'nin rahatlıkla park edebileceği kadar büyük bir alanda olduğumu söylediler, ama bunu bilmemin yolu yok; kafama bir uyku tulumu geçirmişim gibi, karanlıkta hiçbir şey göremiyorum.

Karanlığın derinliğini hissetmek için kafa lambamı kapatıyorum. İlk başta hiçbir şey yok. Ama sonra, gözlerim alıştıkça, ileride soluk, belli belirsiz bir ışık görüp şaşırıyorum. Taşlı zeminde dikkatlice yolumu buluyorum; heyecandan neredeyse koşmaya başlayacağım. Ayaklarımın altından sağa sola fırlayan taşların sesi, görünmez galeride yankılanıyor. Dik bir yamaca tırmanıp dağlardakilere benzer bir bayırı aşınca, donakalıyorum.

Güneş ışığı, dev bir şelale gibi mağaraya doluyor. Işığın tavandan içeri aktığı delik inanılmaz büyük; en az 90 metre çapında. Mağaranın derinliklerine kadar ulaşan ışık Hang Son Doong'un akıl almaz boyutlarını gözler önüne seriyor. Galeri belki 90 metre eninde, tavan ise yaklaşık 240 metre yüksekliğinde: 40 katlı binalardan oluşan bütün bir New York bloğunu alacak kadar geniş. Tavan yakınlarında incecik bulutlar bile var. Tepeden gelen ışık mağara zemininden 60 metre yüksekliğe uzanan, üstü eğreltiotları, palmiyeler ve başka orman bitkileriyle kaplı kalsitten bir kuleyi de ortaya çıkarıyor. Devasa bacanın kenarlarında asılı sarkıtlar, taşlaşmış buz saçaklarını andırıyor. Yüzeyden birkaç yüz metrelik sarmaşıklar sarkıyor; ebabiller pırıl pırıl ışık huzmesine bir dalıp bir çıkıyorlar. Jonathan Sims bana yetişiyor. İlerideki ışıklı galeriyle aramızda, yandan bakınca köpek patisine benzeyen bir dikit yükseliyor. "Tanrının Eli desek çok klişe olacaktı," diyor, oluşuma işaret ederek. "Ama Köpeğin Eli tam oturmuş, öyle değil mi?" Kafa lambasını kapatıp ağırlığını sakat ayak bileğinden, diğerine aktarıyor. "Çökmüş bu düdene, yani tepemizdeki şu bacaya vardığımızda bir başka mağaracıylaydım. İkimizin de dört yaşında birer oğlu vardı, dinozorlar konusunda uzman sayılırdık. Bu manzara bize Sör Arthur Conan Doyle'un Kayıp Dünya kitabından bir sahne gibi gelmişti," diyor. "Arkadaşım bacaya doğru keşfe çıktığında ona 'Dinozorlara dikkat et!' demiştim ve adı da öyle kaldı." Yirmi yıl önce bu keşif gezisinin liderliğini üstlenen Howard Limbert ile eşi Deb, 1970'lerden beri Vietnam'a giden ilk mağaracılar oldular. O günlerde Vietnam'ın mağaraları efsanevi olsa da, henüz araştırılmamıştı. 1941 yılında Ho Şi Minh, Japonlar ve Fransızlara karşı yürüteceği isyanı Hanoi'nin kuzeyindeki Pac Bo Mağarası'nda planlamış, Vietnam Savaşı sırasında binlerce Vietnamlı, Amerikan bombardımanlarında mağaralara saklanmıştı. İngiltere'nin kuzeyindeki Yorkshire vadilerinden gelen ve deneyimli mağaracılar olan Limbert çifti Hanoi Bilim Üniversitesi'yle temasa geçmiş, sayfalarca izin belgesi aldıktan sonra 1990'da bir keşif gezisi düzenlemişlerdi. O günlerden itibaren 13 kez geri gelmişler; dünyadaki en uzun nehir mağaralarından birini -Son Doong'dan çok da uzak olmayan 19 kilometrelik Hang Khe Ry- keşfetmekle kalmamış, bugün yılda 250 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği, 857,5 kilometrekarelik Phong Nha-Ke Bang Ulusal Parkı'nı oluşturmaları için Vietnamlılara da yardımcı olmuşlar. Yerli halkın gelirini ciddi anlamda artıran turistler, parkla aynı adı taşıyan gösteri mağarasını, Hang Phong Nha'yı görmeye geliyorlar.

(National Geographic)



bumkimbumkimbumkim..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Sonsuz Mağara...

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Eğlence :: Gündem - Sohbet & Genel Kültür-
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Yetkinblog